Madrid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Madrid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Aralık 2012 Çarşamba

4 Aralık 2012


Birkaç dakikalık görüntüler

17.30, Cuma

Bir metro istasyonunun köşesinde bekliyorum. Çok olmadı. Geldin. Elinde kitaplar. Omzuna astığın çanta yetmiyormuş gibi bir de sırtında var. “Oooo, pobre profesor.”

Yürüdük.

Apartmanın önündeyiz. O kapıdan son kez girdiğimi biliyordum belki de. 178.

Asansördeyiz. O aynaya son yansımamız düştü. İzle!
Beşinci kat. Biliyorum, çünkü hâlâ o yazı gözümün önünde.
Kapıyı açtın, sağından. Sahi, neden bu kapının hem sağında hem solunda kilit var?

İşte, koridor. O eve adımımı attığım ilk gece, sonsuz bir yol gibi görünen koridor kısalmış mıydı şimdi ne?

Odan. Biraz sen, biraz ben. Şişelerin masanın üzerinde.
Akşamdan kalma bir şeyler. Bizden.

Yastığın.
Yastığına dokundum bir ara sadece.
Yatağın, 
             yatağına bakmadım. 
                          Bakamadım.

                

3 Kasım 2012 Cumartesi


Imagenes de unos pocos minutos

Estamos ahora en la cocina. Como siempre, estas tratando de darme de comer: Bocadillos de atún, galletas de chocolate, galletas de arroz que no me gusta.

- Tu bolso? ¡Dame! Yo puedo coserlo.

- No. No voy a dejar que hagas esto en nuestra última semana.

Estas sonriendo. Estoy sonriendo. Me acuerdo de ti,  de los dos esperando el ascensor, delante nuestro un simple letrero, “Quinto” ponia. Tú empezaste a silbar. Esta es la canción, “Cuando te canses de mi.” Te estás moviendo, a la derecha y a la izquierda; estas murmurando. Te estoy llamando por tu nombre. Y luego: “No quiero volver.”

El ascensor acaba de llegar. Estamos bajando. Te abrazé. Me abrazaste. ¿No es precioso mirarnos al espejo? 

2 Kasım 2012 Cuma

2 Kasım 2012


Birkaç dakikalık görüntüler

Mutfaktayız şimdi. Sen her zamanki gibi bana bir şeyler yedirmeye çalışıyorsun: Üzerine ton balığı sürdüğün ekmekler, çikolatalı bisküviler, bir de o benim sevmediğim mısır patlağı.

- Çantan? Haydi, ver; ben dikerim o sökük yeri.

- Hayır, olmaz. Son haftamızda sana bunu yaptırmam.

Gülümsüyorsun. Gülümsüyorum. Kapıdan adımımızı atıp asansörü beklerken hatırlıyorum şimdi seni ve “Quinto” yazısını. Islık öttürmeye başladın. İşte o şarkı, “Cuando te canses de mi.” Bir sağa bir sola sallanıyor, mırıldanıyorsun. Adını söylüyorum. Ardından, "No quiero volver."

Asansör geldi. İniyoruz. Sarıldım. Sarıldın. Aynadaki bizi izlemek ne hoş, değil mi? 

7 Ağustos 2012 Salı

7 Ağustos 2012


Bir rüya gördüm bir gece:

“Ben bekliyormuşum kapında. Heyecanlı. İnmişsin sen birkaç dakika sonra. Üzerinde kırmızı bir tişört varmış. Gülümsemişsin. Gülümsemişim.”

Camın ardından sana bakmak ne tuhaftı öyle. Rüya gibi. 

“Öpmüşsün sonra beni. 'Neden?' diye sormuşum ben.”

Sahi, neden öpmüştün beni? Ya ben seni?

“Elimi tutmuşsun hiç bırakmadan. Yürümüşüz o uzun koridoru. Sonsuzluğa doğru atmışız her adımımızı birlikte… Birlikteliğe.”

29 Haziran 2012 Cuma

28 Haziran 2012



Bir şehri keşfetmek.
Adım adım.
Haritaya gömülüp hangi yönde olduğunu algılamaya çalışmak.
Birbirinden farklı insanlarla iletişim kurmak.
Issız sokaklardan ürkerek geçmek.
Bazen kaybolmak.
Ayakkabın vursa da yürümeye devam etmek.
Ne giydiğini umursamamak.


“Ayakkabımla çantam uymuyordu bugün! Karşılaştığım o hoş çocuğa yolu sorarken saçımın nasıl olduğu umurumda bile değildi! Yarın ne mi giyeceğim? Bilmiyorum. Ütüsüz olacağı kesin. Beyazlarımsa biraz pembeye dönmüş. Bu sabah fark ettim.”

23 Haziran 2012 Cumartesi


"Sola en Madrid, Sola en el mundo"

“Yalnız yaşamak ister misin?” diye sorsalar yıllar önce, “Tabi ki, keşke.” diye cevap verirdim büyük ihtimalle. Çünkü bilmezdim Kadıköy’de denizi karşıma alıp ağlayacağımı, bilmezdim İstiklal’de yürürken saatin kaç olduğunu umursamayacağımı. Hayal ederdim belki Londra’yı; ama bilmezdim, bilemezdim bir gün Piccadilly Circus’a, o hep olmak istediğim yere adım atacağımı. Bilmediğim bir dilin kelimeleri olurdu bedenimi kıpırdatan; sadece dinlerdim anlamadan.

Şimdi gözlerimi kapatıp birkaç yıl önceyi düşlüyorum. Oturmuşum kaldırımların birine. Deniz karşımda: Kadıköy… Ağlıyorum. Bir sabah saat beş. İstiklal’deyim, yürüyorum. Soğuk bir yaz; metrodan çıkıp o heykeli görüyorum. Evet, Piccadilly Circus işte burada, ben oradayım.

Şimdi, bilmediğim bir dilin konuşulduğu bir ülkenin bilmediğim bir şehrinde bilmediğim bir ailenin evinin bir odasında oturmuş düşünüyor, yazıyorum. Yalnız yaşamak… O kadar alışmışım ki, algılayamıyorum bazen “Neredeyim ben?” Tam o anda dışarıdan bir ses duyuyorum: “¡Hola, señor!” Sonra, Marta sesleniyor içeriden: ¿Què tal chica? ¿Qué has conocido hoy?” İşte o zaman anlıyor, algılıyorum: Madrid’deyim. Evrende küçücük bir noktada. Yalnızım.

"Yalnız yaşamak ister misin?" diye sorsalar şimdi, yalnızlığın da keyfine varıp gülümseyebildiklerimin yanına döneceksem sonunda, "Neden olmasın?"

Öyleyse şimdilik keyfini çıkarmalı.