anılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Aralık 2012 Çarşamba

4 Aralık 2012


Birkaç dakikalık görüntüler

17.30, Cuma

Bir metro istasyonunun köşesinde bekliyorum. Çok olmadı. Geldin. Elinde kitaplar. Omzuna astığın çanta yetmiyormuş gibi bir de sırtında var. “Oooo, pobre profesor.”

Yürüdük.

Apartmanın önündeyiz. O kapıdan son kez girdiğimi biliyordum belki de. 178.

Asansördeyiz. O aynaya son yansımamız düştü. İzle!
Beşinci kat. Biliyorum, çünkü hâlâ o yazı gözümün önünde.
Kapıyı açtın, sağından. Sahi, neden bu kapının hem sağında hem solunda kilit var?

İşte, koridor. O eve adımımı attığım ilk gece, sonsuz bir yol gibi görünen koridor kısalmış mıydı şimdi ne?

Odan. Biraz sen, biraz ben. Şişelerin masanın üzerinde.
Akşamdan kalma bir şeyler. Bizden.

Yastığın.
Yastığına dokundum bir ara sadece.
Yatağın, 
             yatağına bakmadım. 
                          Bakamadım.

                

22 Mayıs 2012 Salı

22 Mayıs 2012



Yıllar öncesinin bir bahar yağmuru gözlerimin önünde. 
Akşam olmak üzere. 
Üstümde kırmızı bir şort olduğunu hatırlıyorum şimdi. 
Ellerimi açmışım, gökyüzüne bakıyorum. 
Yüzüme düşen her yağmur damlasıyla gelen melekleri selamlıyormuşçasına gülümsüyor, teşekkür ediyorum. 
Başım yukarıda, dönüp duruyorum kendi etrafımda. 
Saçlarım ıslak, kirpiklerim yapışmış birbirine. 
Umursamadan yağmuru dinliyorum yalnızca.
O gün anlıyorum, yağmuru seviyorum baharsa. 

13 Kasım 2011 Pazar

13 Kasım 2011

BİR AN'I

“Bir öyküye nasıl başlanır?” diye düşünüyordu uzunca zamandır. Onun öyküsü neydi? Hayatının hangi an’ı bir öyküye bedel olabilirdi?

Bir akşam düştü gözlerinin önüne. Herhangi bir akşamdan farksız duran bir yaz akşamı. Zaten birkaç akşamdır aynı yere gidiyor, sıcak bir çay eşliğinde sohbet ediyor, tanıdık yüzler görürse selam veriyor, kimini masasına davet ediyor, birkaç akşamdır oradan geçen bir "yabancı"ya kendi kendine "merhaba" diyor, zamanı geldiğinde ise hep orada olan taksilerden birine atlayıp gidiyordu, eve.

O akşam da, aynı yere gitti, aynı masaya oturdu.  Tanıdık yüzler gördüğüne emin değildi, ama o yabancı? Tanıdığı yabancı bir yüz olmuştu artık. Birkaç akşamdır o oturdukça o ilerlemiş, o “merhaba” diye fısıldadıkça o hissetmişti, belki.

O akşam da, o, çayını bitirmiş kalkmaya hazırlanırken birkaç akşamdır geçtiği saatlerde geçti oradan yabancı. İşte, yine bir “merhaba” uçtu gitti o zaman. Fark etmeden fark etmişti. O da, o da. İlk defa o zaman gözleri birleşmiş, ilk defa o zaman bu kadar “yakın” olmuşlardı birbirlerine. Bir anlık şaşkınlıktan sonra kalktı o. O da oturmadı, vazgeçip ilerledi. Ardından o da ilerledi. Mesafeyi korumaya çalışarak ardından yürüyor, aynı adımları atmaya dikkat ediyordu. Uzunca zamandır ilk defa bu kadar heyecanlı, ilk defa bu kadar deliydi. Ve belki de biraz “cadaloz.” İlerledi, ilerledi. Bir yabancının ardından ilerlediğinin farkında mıydı yabancı?

Durdu. Herhangi bir akşamda olduğu gibi, zamanı geldiğinde atladı bir taksiye. Eve doğru yol almadan önce çevirdi gözlerini yabancıya. Yabancı da hissetmişti ki, durdu. Arkasına döndü. Bakındı. O, heyecanla yabancıyı izlerken tüm bunların bir anlık olması ne garipti.

Hayatının bir öyküye bedel olabilecek bir an’ı.

Gözleri birleşti sonra. Ardından, uçup gitti ilk “hoşça kal!” birinden diğerine.

Sonrası mı? Sonrası dolu dolu bir üç ay…