23 Haziran 2012 Cumartesi


"Sola en Madrid, Sola en el mundo"

“Yalnız yaşamak ister misin?” diye sorsalar yıllar önce, “Tabi ki, keşke.” diye cevap verirdim büyük ihtimalle. Çünkü bilmezdim Kadıköy’de denizi karşıma alıp ağlayacağımı, bilmezdim İstiklal’de yürürken saatin kaç olduğunu umursamayacağımı. Hayal ederdim belki Londra’yı; ama bilmezdim, bilemezdim bir gün Piccadilly Circus’a, o hep olmak istediğim yere adım atacağımı. Bilmediğim bir dilin kelimeleri olurdu bedenimi kıpırdatan; sadece dinlerdim anlamadan.

Şimdi gözlerimi kapatıp birkaç yıl önceyi düşlüyorum. Oturmuşum kaldırımların birine. Deniz karşımda: Kadıköy… Ağlıyorum. Bir sabah saat beş. İstiklal’deyim, yürüyorum. Soğuk bir yaz; metrodan çıkıp o heykeli görüyorum. Evet, Piccadilly Circus işte burada, ben oradayım.

Şimdi, bilmediğim bir dilin konuşulduğu bir ülkenin bilmediğim bir şehrinde bilmediğim bir ailenin evinin bir odasında oturmuş düşünüyor, yazıyorum. Yalnız yaşamak… O kadar alışmışım ki, algılayamıyorum bazen “Neredeyim ben?” Tam o anda dışarıdan bir ses duyuyorum: “¡Hola, señor!” Sonra, Marta sesleniyor içeriden: ¿Què tal chica? ¿Qué has conocido hoy?” İşte o zaman anlıyor, algılıyorum: Madrid’deyim. Evrende küçücük bir noktada. Yalnızım.

"Yalnız yaşamak ister misin?" diye sorsalar şimdi, yalnızlığın da keyfine varıp gülümseyebildiklerimin yanına döneceksem sonunda, "Neden olmasın?"

Öyleyse şimdilik keyfini çıkarmalı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder