güneş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güneş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ocak 2015 Pazar

Here comes the sun

“Çok soğuk,” “üşüyorum,” kelimelerinin ağzımdan eksik olmadığı kış mevsiminden hoşlanmadığımı (nefret ediyorum demek istemedim şuan - ama aslında nefret ediyorum) benimle kışın birkaç saat sokakta vakit geçirmiş olanlar bilir. Ne psikolojik ne de fiziksel olarak kaldıramadığım çok açık. Gri bir havaya günaydın diyemiyorum ben. Soğuk rüzgârlar estiğinde kemiklerim acıyor. Cildim geriliyor, içindeki nefreti atmak için çatlıyor belki de ellerim. “Renkli günleri yaşamak varken neden kış?”

Ama… Hep bir “ama” var galiba hayatta. İşte bugünkü gibi yazdan kalma bir güne uyandığımda da “Belki de kış bu yüzden vardır,” diyorum. Birkaç ay sonra gelecek güzel mevsimi bize hatırlatıp onun uğruna her sabaha uyanmak içindir belki de.

İki yıl öncesini hatırlıyorum şimdi. Yatağımdan kalkmak istemediğim - ve kalkmak zorunda olmadığım - sabahlardan birinde yatağımın yanındaki pencerenin perdesini açıp gökyüzüne bakıyordum. O evde yaşarken en sevdiğim “şey”lerden biri de buydu aslında: Yatarken gökyüzünü izlemek. İşte, o sabah gökyüzü griydi ve yağmur yağıyordu. Mutsuzdum. O sıralar mutsuzdum zaten. Sonra - ismini neden yazmak istemedim, bilmiyorum - benimle bir şarkı paylaşmıştı O. “Here comes the sun.” Bana sıcak diyarlarından güneşi yolladığını ve yarın benimle birlikte olacağını söylemişti. O günüm ertesi günün sabahına uyanışımı hayal etmekle geçmişti. “Bana güneşi yolladı ve yarın sabah burada olacak.” diyordum. Gece yatarken açık bırakmıştım perdeyi. Ertesi sabah penceremden bana gülümseyen güneşi hâlâ hatırlıyor ve sıcaklığını hissediyorum.

Bugün de güneşin gülümsediği ve bizi ısıttığı günlerden biriydi. Ocak ayının bir Pazar günü - Benim için herhangi bir Pazar değildi üstelik. Nedenini söylemeyeceğim, ama güneşe ihtiyacım vardı. Belki de farkında olmasak da biz, yine O yollamıştır sıcak diyarlardan. Belki de gittiğinde güneşi bırakıyordur bana beni ısıtsın diye. Gülümsesin bana, gülümsetsin beni diye.


“Little darling, it’s been a long, cold lonely winter… Here comes the sun…”


30 Ekim 2013 Çarşamba

30 Ekim 2013

Ekim ayını sevmem. Ne bir Eylül ne de bir Kasım. Arada kalmışlıkların ayı sanki. Sıcak mı? Soğuk mu? Güneş vardı. Şimdi nerede? Belirsizlikler.
Tüm bu kelimeler ne kadar da 'ben' aslında, beni tanıyanlara.
Belirsizliklerin dünyasında yaşayan bir Dilara değil miyim ki ben? Sorulan sorulara veremediğim cevaplar neden?
Ekim!
Biterken hissettirdi bana kendini.
Soğuk rüzgarlar estirdi,
Kopardı fırtınalarımı.
Üşüttü. Tir tir tittretti.
Son günlerinden birinde bir tutam güneşi gösterdi.
Bir umut ışığı tuttu önüme,
'Al Dilara, bak biraz güneş!' dedi.
Yağdıra yağdıra kurutmaya yüz tuttuğu göz yaşları misali yağmurlarından
Estirdiği rüzgarlar
Hatta kopardığı fırtınalardan sonra
Tam da bir ağaç kökleriyle yıkılmak üzereyken doğdurdu güneşi.

İşte bu yüzden, belki de bundan sonra severim ekimi.
Kim bilir?

22 Şubat 2012 Çarşamba

21 Şubat 2012

Güneşin sıcaklığını özlemişim. Aynaya baktığımda çillerimin geri dönmesiyle yüzümdeki değişiklikti görmek istediğim, bugün. Turuncu severim.

Şimdi dinlediğim, dinlemek istediğim, şarkı soğuk bir Kasım’a ait. Karanlık. Hayır, çok soğuk değil. Öğle vakti güneşli. Hatta bugünden sıcak. Yalnızca gömlekle dışarı çıkabileceğin gibi, kimine.

Hatırlıyorum da yalnızca gömlek vardı üzerinde. Montun elinde. Ellerimiz sıcaktı. Yine de yudumladığımız bir kahve.

Aslında,

Belki de şarkıdaki gibi,
Seni en son gördüğüm gündü.

7 Temmuz 2011 Perşembe

10 Haziran 2011

1 Aralık 2010’a...

Kaldırıp başımı, baktım oraya yine birkaç gün önce. Camın önünde oturmuş iki kişi vardı gözlerimin önünde. Soğuğu hissettim. Kapadım gözlerimi sonra. İçilen sıcak bir kahve, bir de yeşil çay var önümde. Yaşanan, unutulmaz an bir daha.

Şimdi…
Camları da açmışlar. Güneş de gülümsüyor onlara. Gelin, bir kez daha gelin, diye fısıldıyor kulaklarımıza. İndiriyorum başımı ben sonra. Gülümsemek de olsa yüzümde peyda olan, kalbim acıyor, nefes alamıyorum işte yalnızca!

Özledim. Çok. Her anını.