deprem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deprem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ekim 2011 Pazar

23 Ekim 2011

1998’de Adana depreminin haberlerini izlediğimi hatırlıyorum. “Biz yaşamadık, bilemeyiz, hissedemeyiz,” demişti annem. Deprem ne demekti ki zaten?

Bir yıl sonra...

Deprem ne mi demek?!

Biz de yaşadık anne! Şimdi biliyoruz değil mi Van’dakileri? Acılarını anlıyor, hissediyoruz. Karanlık bir gece değil mi senin de gözlerinin önündeki? Korkuyorsun sen de. Babamla beni sıkı sıkı tuttuğunuzu hatırlıyorsun değil mi? Uğultuları duyuyor, gözlerini defalarca kez kapatıp rüya olmasını diliyorsun işte.

Biz de yaşadık anne!

O haykıran kız var ya şimdi, hani toza aldırmaksızın dizlerinin üstüne çöken.12 yıl sonra onun da canı acımayacak mı benim gibi? Gördüğü her deprem haberinde gözyaşlarına boğulmayacak mı? Unutmayacak hiçbir an’ını. O da unutamayacak. 

16 Ağustos 2011 Salı

17 Ağustos'a



Çocuktum ben on iki yıl önce...

Hiç düşünmemiştim şimdiyi. Tüm bunları yazacak olmak için elime kalemi almayı.

Çocuktum ben on iki yıl önce. Kimsesini kaybetmemiş, istediği her şeye sahip bir çocuk. Bir gece kalktık aniden. Gürültü tek hatırladığım şimdi. Korkuyorum. Annem ve babam beni kucağına almış, kımıldamıyoruz. Görmüyorum hiçbir şeyi, hiç kimseyi. Gürültü var. Yalnızca gürültü. Hala kulaklarımda yankılanan bir uğultu şimdi. Neden duruyoruz öylece kenetlenmiş birbirimize? Neden annem korkuyor? Ne oluyor?

Neden herkes dışarı çıkmış? Oyuncaklarımız yok, kimse oyun da oynamıyor. Çığlıklar… Çığlıklar duyuyorum şimdi. Ağlayan koca koca insanlar. Ben, ben ne yapıyorum? Bilmiyor, hatırlamıyorum.

Herkes radyolarını açmış, birkaç sözcük duyuyorum anlamını bilmediğim. Deprem ne? Merkez üssü ne? Ben sana yarın anlatacağım, diyor şimdi adını hatırlamadığım bir abla. Ne oluyor?

Çığlıklar… Çığlıklar devam ediyor hala kulaklarımda. Korkuyorum. Gökyüzü kıpkırmızı, diyorlar. Neden? Neden herkes dışarıda?

Evler… Neden kimse geri dönmüyor? Tüm evler hayalet gibi diklenmiş, insanlar küçücük, karanlık. Bilmiyorum ben. Bilmiyorum neler oluyor? Neler olabilir kırk beş saniyede?

Görüyorum işte sonra. Sokaklar… Sokaklar taş yığını. İnsanlar eşyalarını neden fırlatmış yerlere? Bebekler var, annesiz. Bebeklerini isteyen anneler… Annem yanımda, ama neden mutsuz? Neden ağlıyor? Ne olduğunu biri bana söylesin! Neden evimize dönmüyoruz? Herkesten duyduğum şu lanet olası merkez üssü ne? Hani, bana anlatacaktı o adını hatırlamadığım abla? Sen neden ağlıyorsun o zaman?

Evime dönmek istiyorum ben. Yatağımda uyumak, kaldırımda değil! Burası çok sert! Herkes ağlıyorken ben nasıl uyuyacağım? Arkadaşlarım nerede? Oyun oynamayacak mıydık? İstemiyorum ki bunları yaşamak. Hadi, kapatalım gözlerimizi şimdi, bitsin!

Kapattım gözlerimi on iki yıl önce. Bitmedi. Korkulu bir rüya sandım. Anne, dedim. Geçmedi. Yatağımda değilim ki annem de gelsin yanıma. Korkuyorum ben, hala.

Şimdi, on iki yıl sonra, bir çocuk gibi ağlayabiliyorsam hala, tüm yaşadıklarımıza, tüm yaşananların anısına dökülüyorsa gözyaşlarım,

Tek dileğim, umutsuz olsam da, bitsin artık bu rüya!

On iki yıl önce çocuktum ben. Korktum. Hep korktum. Yaşadım. Unutmadım. Unutmuyorum. Tüm kaybettiklerimizin anısına…

Unutmayacağım!