Şimdiye…
Bir müzik çaldı yıllar önce. Bilinmezlikten gelip kalbime ulaştı. Dinledim. Kalbimle dinledim. Kalbimi dinledim. “Sev!” dedi bana onu, “Çok sev!” Elimi koydum kalbime, dinledim.
Bir adam sevdim yıllar önce. Çalan bütün müziklerle sevdim. Kalbimle sevdim. Çok sevdim.
Bir yazı yazdım yıllar önce. Bir, iki, üç… Hep yazdım. Onu yazdım. Ona yazdım. Hepsini. Her satırı, her kelimeyi, her harfi onunla keşfettim. O adamla.
Gülümsedim yıllar önce. Hep gülümsedim. Ona. O adama. Kalbim durmadı ki. Konuştu, haykırdı. Hep söyledi. Onu söyledi. Fakat, fakat kimse duymadı benden başka. Ne o ne de o. Başkası duymuş bana ne! O duymadıktan, duyamadıktan sonra.
O zaman, gözyaşlarım döküldü işte yıllar önce. İlk kez. İlk kez tatlı gelmişti o acı. Sonra? Sonra, gülümseyemedim ben. O gülümsediğimi düşünse de. Ağladım ben. Ağladım.
Dinledim. Sevdim. Yazdım. Ağladım. Her satıra, her kelimeye, her harfe ağladım.
Yıllar önce…
Yoruldum ben. Çok yoruldum. Kalbim hiç susmayacakmış gibiydi. Susmuyordu. Haykırdıkça benim canım acıyordu. O haykırdı, acıdı. Çok acıdı.
Tükendim ben. Bittim. Kalbim sus pus oldu. Tıkadı kulaklarını, duymadı. Hiçbir ses. Ne müzik çaldı ne de müzik.
Gözyaşları? “Hayır!” demişti bir kere. Ya satırlar? Dökülmedi kelimeler kalbimden kalemime. Kalbim konuşmazken kalemim nasıl konuşabilirdi ki? Konuşmadı kimse. “Susun!” diye haykırdım ben sonunda.
“Tükendim!”
Şimdi…
Yıllar sonra…
Bir müzik çalıyor kulaklarımda. Kalbime ulaşmayı bekleyeduruyor. Beklesin mi? Daha ne kadar? İtiraf mı ediyor yoksa şimdi? Hiç mi susmamış aslında?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder