10 Şubat 2013 Pazar

Bir ay'a değil...


Loş bir salon. Her bir köşesinde onlardan bir parça: kırmızı bir kalem, kitaplar, fotoğraf makinesi, kurumaya bırakılmış bir bere, sigara, fırçalar, bir tüp el kremi, okunmamış bir makale... Uzanmış kitap okuyor adam. Odaklanmış. Arada bir kadına seslenip bekliyor. Kendi ismini duyunca, gülüyor; gülümsetiyor. Aptalca bulduğundan değil, sevdi kadının kendine özgülüğünü. Kadın... Eline bir makale aldı, evirdi çevirdi; okuyamadı. Biraz nefes almak için açtığı pencere... pencereden beyaz bir yaprak düştü önüne. Baktı... Baktı... Baktı...

"Bir başka ülke, bir başka şehir, iki insan. Bir metro istasyonu. İki ayrı yol. Son kezdi o öpüşme. Son sarılış. Bir bar. İki bira. Bir fotoğraf, iki insan. Bir gece. Bir yatak, bir yastık, iki insan. Bir bar. İki kahve. Bir kalp. Bir oda. İki insan. Bir bar. İki bira. İki kadeh şarap. Beyaz. Bir oda. İki insan. Bir koridor. Bir ayna. İki insan. Bir asansör. İki insan. Bir öpücük. Bir öpücük. İki insan. Bir gece. Son gece. İlk gece olduğunu bilmediği bir son gece."

Pencereden beyaz bir yaprak düştü önüne. Baktı... Baktı... Baktı... Seslendi adama. Uyumuş.

(Tuhaf... Çok tuhaf... 
Kafan düşmüş soluna. 
Uyukluyorsun. 
Burada. 
Benimle. 
Bir ay.
Tuhaf... Çok tuhaf...)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder