Sen, kaybolmuşsun gibi. Şimdi. Az önce.
Bir kelime düşürdü bunu aklıma. Sonrası hep aynı. Sen aklımdasın. Şimdi. Bir şeyler çalıyor. Ben yazıyorum. Bazen siliyorum. Belki bunları da sileceğim. Neden yazdığımı bilmeden yazıyorum yine. Yoruluyor muyum? Ağlayamamak bundan mı? Yoksa, sana mı ihtiyacım var? Anılarıma. Toplamaya mı gitmeliyim? Her bir köşeden çekip çıkarmalı mıyım bizi? Farkında olmadan üstünü örttüğüm her bir dakikayı. Sakladım. Sakladım mı seni? Gözyaşlarımla mı gömdüm? O pazardan sonra yok oldun. Kayboldun. Gittin. Ben, şimdi, düşündüm.
Sen, kaybolmuşsun gibi. Şimdi. Az önce.
Sen miydin doğru olanı yapan? Yine de bir şeyler düşünmek istiyorum ya senin için. Güzel. Gülümseten. Hatırlatan. Fotoğraflara bakmıyorum. Bakıyorum belki, görmek istemiyorum. Dinliyorum. Dinliyorum, ama duymuyorum. Duymadığımdan ağlayamam. Yoksa, yoksa biliyorsun sen de az çok. Her ne kadar, ellerimi tutup gözlerimin içinde kaybolduğun son gece dökmediysem de gözyaşlarımı gözlerinin önüne, biliyorsun sen de. Dilara yapamaz. Neden yazıyorum? Ağlamak için mi? Hayır, şimdi hiç olmaz. Gideceğim. Her anımı birleştirdiğimde gözyaşlarım da çıkacak sakladığım yerden. Şimdi değil.
Biliyoruz değil mi? Sen hep var olacaksın bende. Kaybolmuşsun gibi hissetsem de.
Biliyoruz değil mi? Ben, yine de, gülümseyeceğim sana bir merhaban bile olsa.
Biliyoruz değil mi? Kalbime nasıl egemen olduysan, asıl iz sende. Biliyoruz, sen de ben de. Unutmayacaksın. Unutmayacağım. Sekiz ay da geçse, bin bir sene de.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder