14 Ağustos 2011 Pazar

14 Ağustos 2011

Cheesecake sever misiniz?

Frambuazın pembemsi kırmızısıyla başlar kimi zaman iki çift söz. Tadılan her anda cevizlerle süslenen sohbet; peynir ve frambuaz aynı anda düştüğünde kekin üzerine uzayıp gider işte öyle.

Yalnızdı. Ne olacağından habersiz yürüyordu. Hafiften bir rüzgar vurdukça yüzüne, saçları dalgalanıyor, ara ara içi ürperiyordu. Beklemediği bir anda çalan telefonu tüm gecesini değiştirmeye hazırken, o sadece “efendim,” dedi. Biraz şaşkın, biraz heyecanlı. “Efendim.”

Frambuazın pembemsi kırmızısıyla başladı iki çift söz. Ceviz süsledi, peynir kekle buluştu, onlar konuştu, konuştu, konuştu.

Biliyor, ama tanımıyor; tanıyor, ama bilmiyordu onu. Dinledi. Anlattı. Dinledi. Anlattı. Anlattıkça rahatlıyor, dinledikçe onda kaybolup gidiyordu.

Tanıyor olmanın verdiği güvendi kelimeleri döken dudaklarından. Biliyordu, duygularından dudaklarına uzayan köprüydü onu konuşturan. Anlattı, anlattı, yalnızca anlattı işte o zaman. Gözlerine baktıkça dinlediğini görüyor, arada gülümsüyordu.

Dinleme sırası ondaydı şimdi. Çekti dizlerini göğsüne. Ellerini başına destek yapmış, ona bakıyordu. Baktı. Baktı. Baktı bütün gece.

Yürüyorlardı şimdi. Büyükçe bir ağaçtan süzülen ışığa doğru, mayısın son gecelerinden birinde, yürüyorlardı.

Yalnızlığı sarsa da tüm bedenini, o gece; bildiği, tanıdığı ama bir o kadar da “bir başkası” olan birine anlatmak kendini, onu dinlemek, hala cheesecake’i tattığı ilk anki mutluluğu peyda ediyor kalbinde. O zaman,

Cheesecake severiz. 

26 Mayıs'a...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder